Xavier Tera’nın ilk uzun metrajı The Color of the Sun, 2026 Venedik Film Festivali’nin Horizons bölümünde gösterilen, Okinawa’ya yerleşmiş bir büyüme hikâyesi. Film, babasının ölümünün ardından içine kapanan lise öğrencisi Kamei’nin adaya yeni gelen Colin’le kurduğu huzursuz yakınlığı izliyor. Naoto Shimajiri’nin canlandırdığı Kamei, West Mulholland’ın oynadığı Colin’in kendinden emin tavrında hem bir çekim hem de kendi sıkışmışlığını görüyor.
Tera’nın filmi, gençlik duygularını tek başına bir kimlik arayışına indirgemiyor. Kamei’nin yasını, ailesiyle arasındaki mesafeyi ve Okinawa’nın tarihsel yükünü aynı yaz mevsiminde buluşturuyor. Ortaya çıkan ton, klasik bir romantik hikâyeden çok, ne hissettiğini adlandıramayan iki gencin birbirine yaklaşırken daha da huzursuzlaşmasını anlatıyor.
Okinawa’nın taşıdığı tarih
Hikâyenin zemini 2012 Okinawa’sı. Ada, yerel yaşamın yanında uzun süredir devam eden Amerikan askerî varlığının izlerini taşıyor. Tera, bu arka planı açıklayıcı bir tarih dersine çevirmek yerine karakterlerin gündelik çevresine yayıyor. Askerî üslerin varlığı, uçak sesleri ve adanın ana karayla ilişkisi, Kamei’nin kişisel çıkmazını genişleten bir çerçeve kuruyor.
Kamei’nin kaçma isteği belirgin, fakat gideceği yer konusunda fikri yok. Babasının ölümünden sonra annesiyle ilişkisi geriliyor; büyükbabasıyla birlikte yürüttüğü işler de aralarındaki mesafeyi kapatmıyor. Sayaka’yla yakınlığı ise romantik bir netlik taşımıyor. Film, bu ilişkileri büyük açıklamalarla çözmek yerine Kamei’nin suskunluğu ve çevresine verdiği tepkiler üzerinden ilerliyor.
The Hollywood Reporter, Okinawa’nın kültürel ve siyasal potansiyelinin filmde tam olarak açılmadığını düşünüyor. Bu eleştiri, Tera’nın adayı yalnızca bir dekor olarak kullanmadığı, ancak kurduğu başlıkların bazılarını sınırlı biçimde işlediği fikrine dayanıyor. Film, yer duygusunu güçlü biçimde kuruyor; o yerin karakter üzerindeki sonuçlarını ise her zaman aynı açıklıkla takip etmiyor.
İki dil arasında kurulan yakınlık
Kamei ve Colin aynı dili konuşmuyor. Yine de aralarındaki iletişim, kelimelerin eksikliğinden çok anlamın sürekli kaymasından besleniyor. Kamei’nin içine kapanıklığı ile Colin’in daha rahat ve dışa dönük tavrı karşı karşıya geldiğinde, arkadaşlık ihtimaliyle rekabet duygusu birbirine karışıyor.
Film, Kamei’nin cinsel yönelimine kesin bir etiket koymuyor. Colin’e duyduğu ilgi, Sayaka’yla ilişkisi ve arkadaş çevresinin baskısı açık bir tanım yerine gerilim alanı yaratıyor. IndieWire, Tera’nın bu duygusal karmaşayı görsel işaretlerle aktarmasını filmin güçlü taraflarından biri sayıyor. The Hollywood Reporter ise Kamei’nin iç dünyasının çoğu zaman fazla kapalı kaldığını ve izleyicinin karakterin arzularını kendisinin tamamlamak zorunda olduğunu belirtiyor.
Bu yaklaşım, filmin spoiler vermeden tarif edilebilecek temel özelliğini de ortaya koyuyor: The Color of the Sun, karakterlerinin ne hissettiğini açıklamaktan çok, o duyguların bedenlerde ve sessizlikte bıraktığı izi gözlüyor. Kamei’nin Colin’e bakışı, bir gençlik merakından daha fazlasını; kıskançlık, hayranlık ve kendinden hoşnutsuzlukla karışan bir çekimi taşıyor.
Görüntülerin öne aldığı duygu
Görüntü yönetmeni Sayombhu Mukdeeprom, Okinawa’yı parlak bir tatil kartpostalı olarak bırakmıyor. Güneş, nem, ter ve gece karanlığı filmin duygusal ritmini belirliyor. Sıcak hava, Kamei’nin hareketsizliğini daha ağır hissettiriyor; açık alanlar bile karaktere ferahlık sunmuyor.
IndieWire, filmin bu duyusal tarafını ve Shimajiri’nin bastırılmış performansını öne çıkarıyor. The Hollywood Reporter ise güçlü görüntülerin anlatının önüne geçtiğini, filmin estetik tercihlerini destekleyecek kadar gelişmiş bir dramatik yapı kuramadığını savunuyor. İki değerlendirme arasındaki ayrım, yapımın etkisini de tarif ediyor: Film bazı izleyiciler için atmosferiyle çalışan sabırlı bir gençlik portresi, bazıları içinse iç dünyasını gereğinden fazla kapalı tutan bir ilk uzun metraj olabilir.
Yaklaşık bir saat 50 dakika süren The Color of the Sun, Xavier Tera’nın yönetmenlik bakışını belirginleştiriyor. Okinawa’nın tarihsel ve askerî gerilimiyle ergenlik çağının kişisel karmaşasını aynı kadraja yerleştiriyor; bunu yaparken açıklamadan çok sezgiye güveniyor. Bu tercih filmin ayırt edici gücü, aynı zamanda anlatısal sınırı.
Verilen kaynaklarda film için ABD dağıtımının arandığı belirtiliyor. Türkiye’de sinema, festival veya platform gösterimine ilişkin doğrulanmış bir tarih yer almıyor.


